Akdeniz’deki haklarımız gasp edilmek isteniyor

Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney: Akdeniz’deki enerji kaynakları haklarımız gasp edilmek isteniyor. Ama Türkiye kendisinin ve KKTC’nin haklarını korumak için hukuki, siyase ve askeri tedbirleri aldı

İSA TATLICAN-SABAH
Bir oldu-bittiye getirilmeye çalışan Doğu Akdeniz bölgesindeki zengin enerji kaynakları, son haftalarda Türkiye ve yavru vatan Kıbrıs’ın gündeminde. ABD ve AB’nin bölgeye yoğun olan ilgisi ve Yunanistan, Mısır, İsrail ittifakının uluslararası anlaşmaları ihlal ederek attığı adımlar bölgedeki gerginliği daha da arttırdı. Konunun uzmanları Rusya ile Türkiye arasında yapılan S-400 anlaşmasını, Akdeniz’de yaşanan son gerilimin ardından daha önemli hale getirdiğinin altını çiziyor. Doğu Akdeniz enerji kaynakları hakkındaki son gelişmeleri Bahçeşehir Kıbrıs Üniversitesi İİSBF Dekanı ve Akdeniz Güvenliği Merkezi-CEMES Başkanı Prof. Dr. Nurşin Ateşoglu Güney ile konuştuk.

Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları hakkında bölgede gerginlik yaşanıyor. Bu gerginliğin sebebi nedir?

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye ve KKTC’nin- uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru hakları doğrultusunda, tüm itirazlarına rağmen Kıbrıs Adası çevresinde Akdeniz’de tek yanlı parselleştirme girişimlerini başlatmak suretiyle bu alanları yabancı şirketlere kiralayarak Ada kaynakları üzerinde eşit haklara sahip KKTC halkının meşru haklarını bir oldu-bittiyle gasp etmek istemekte. Bunu yaparken de arkasına hem AB’yi hem de ABD’ni alarak Doğu Akdeniz’deki bu gayri hukuki girişimlerine bir meşruiyet kazandırmak istiyor. Bu nokta da AB ve ABD’nin Güney Kıbrıs’ın Akdeniz’deki hukuksuz davranışlarına destek vermesi tamamen Türkiye’nin ve tabi KKTC’nin deniz yetki alanlarının kısıtlanması üzerine dayandırılmış bir senaryo ile ilgiliydi. Keza ortaya atılan “Sevila Haritası” gibi girişimler de zaten tamamen Türkiye’nin Akdeniz’deki deniz yetki alanlarını yok saymak anlamına geliyor.

TÜRKİYE’YE KARŞI YUNANİSTAN, MISIR, İSRAİL İTTİFAKI

-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Akdeniz’deki enerji kaynaklarını bir oldu-bittiye getirmeyi planlayacak gücü nereden alıyor?

Burada büyük resmi gözden kaçırmamak lazım. Güney Kıbrıs ve Yunanistan, Mısır, İsrail gibi devletleri cesaretlendiren ABD’nin bölgeye yani Akdeniz’e güçlü bir şekilde dönmesi. Genelde bu hikâye tersten okunuyor ve Güney Kıbrıs-Yunanistan-Mısır-İsrail gibi küçük ya da orta büyüklükteki güçlerin ABD’yi bölgeye çektikleri düşünülüyor. Oysa ben, ABD’nin bölgeye geri dönüşünün altındaki temel sebebin 2016 ve sonrasında Rusya’nın bölgeye inmeyi başarmasıyla açıklıyorum. Ruslar’ın Akdeniz-Körfez hattında varlık göstermeye başladıklarında bundan en çok rahatsızlık duyan Washington oldu. Bu rahatsızlığını da Trump yönetimi yayınladıkları Güvenlik Stratejisi Belgesi’nde ilan etti.

AKDENİZ’DE SOĞUK SAVAŞ YAŞANIYOR

-Yani şu an Akdeniz’de bir soğuk savaş mı yaşanıyor?

Evet, ben bu sürecin bir tür Soğuk Savaş biçimine evirildiğini düşünenlerdenim. Akdeniz’in bugünkü Soğuk Savaşı’nda da ittifaklar önemli ama eskisi gibi sağlam ittifak blokları yok. Daha önemlisi Washington, kendi eksenini kurmaya çalışırken çeşitli planları nedeniyle –örneğin PYD gibi- Türkiye’yi Rusya ve İran ile işbirliği yaptığı Astana Mutabakatını derinleştirmeye ve Rusya ile ilişkilerini çeşitlendirmeye itti. Sonuçta bugün ABD, Akdeniz’de zayıf bir ekseni destekleyerek; Rusya ve İran’ı Akdeniz’den itmeye çabalıyor.

-Türkiye’nin Akdeniz’den uzaklaştırılması coğrafi olarak mümkün değil ama…

Rusya ve İran’ı bölgeden geri iterken, dışlarken bölgeden dışlaması, kopartması coğrafi olarak da mümkün olmayan Türkiye’yi de psikolojik harp teknikleriyle bastırıp yıldırmaya hem Suriye’de hem Akdeniz’de bazı oldu bittileri kabul edecek şekilde kendi kendini kabiliyetleri açısından sınırlandırmaya çalışıyor. Burada ABD’nin “Türkiye yalnızdır, Dolar savaşı verebiliriz, Yunanistan’a Apaçi Helikopterlerini ve F-35’leri armağan ettik” gibi çıkışları unutmuyoruz. Kısaca Türkiye hem Yeni Soğuk Savaş’ın dalgalarıyla hem de bu Soğuk Savaş’ın perde arkasında cesaretlendirdiği yarı güçlü/güçsüz bölgesel devletlerin ihtiraslarının yarattığı istikrarsızlık halkalarıyla uğraşmak durumunda kalıyor.

S-400 ŞİMDİ BİZİM İÇİN DAHA ÖNEMLİ

-Anlattığınız bu resimde S-400’lerin Akdeniz’deki güç mücadelesi açısından yeri ne?

Ankara’nın derdi bu koşullarda ne ABD-Rusya Soğuk Savaşı’nın tarafı olmak, ne de revizyonist politikalarla ilgilenmek. Ankara’nın derdi Türkiye ve KKTC’nin, Türkiye ve KKTC halkının güvenliğini sağlayarak, haklarını -ekonomik güvenlik hakkı dahil- korumak. Bu bağlamda günümüz savaş ve çatışmalarının yapısı düşünüldüğünde, yani deniz mücadelesi, hava alanları kapama mücadelesi, hibrit ve Proxy savaşlar ve konvansiyonel balistik füze saldırılarını düşündüğümüzde ; S-400 gibi alan kapatma kapasiteleri çok değer kazanmıştır. Akdeniz coğrafyası da bu gerçeklikten bağımsız değildir.

SİYASİ VE ASKERİ TEDBİRİMİZİ ALDIK

Türkiye, kendi ve KKTC’nin haklarını korumak için ne gibi tedbirler alıyor?

Türkiye, Akdeniz’de, KKTC ile imzalamış olduğu sınırlandırma antlaşması dışında henüz MEB ilan etmemiştir. Ancak, Doğu Akdeniz’de yaşanan ve şimdiye kadar özetlenmeye çalıştığımız gelişmelere Türkiye seyirci de kalmamış, 2 Mart 2004 tarihinde BM’ye nota vererek, Türkiye’nin 32 16 18 Doğu boylamının batısında egemen hakları olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, 21 Eylül 2011 tarihinde KKTC ile kıta sahanlığı sınırlandırma Antlaşması imzalanmış, 22 Eylül 2011 tarihinde TPAO’ya Kıbrıs Adası’nın etrafında işletme ruhsatları verilmiştir. Ayrıca Türkiye, kendisinin ve KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarındaki hak ve menfaatlerini korumak adına bugüne kadar Akdeniz’de sadece bir dizi hukuki tedbir almamış, bunun yanında, siyasi ve askeri tedbirler de almıştır.

DOĞALGAZ SONDAJ TEKNOLOJİSİNE SAHİBİZ

Türkiye’nin teknolojisi Akdeniz’de doğalgaz arama ve çıkarma konusunda yeterli mi? Kimlerle işbirliği yapılabilir?

Aslında Ankara bu sene bir teknolojik atılım yaparak yani Yavuz ve Fatih sondaj gemilerini tedarik ederek doğalgaz sondaj imkanına kavuşmuş oldu. Böylece, KKTC’nin TPOA’ya verdiği ruhsat alanlarında doğal gaz için her türlü araştırma yapmaya muktedir hale geldi. Ankara bunun yanı sıra uluslararası menşeili hidrokarbon firmalarına yetkili olduğu deniz alanlarında ortaklık yapmak üzere çağrıda bulundu. Şu an için TPOA KKTC’nin kendisine yetki verdiği alanlarda sondaj yapmak üzere hazırlıklarını tamamladı; çok yakında harekete geçilecek.

-Bölgedeki enerji kaynaklarının kapasitesi ya da ekonomik değeri konusunda bir araştırma yapıldı mı?

Bölgedeki enerji kaynaklarının miktarı konusunda çok çeşitli rivayetler var. Konuyla ilgili araştırma kurumları örneğin IAE çeşitli rakamlar açıklıyorlar. Bir potansiyelin mevcut olduğu görülüyor. Ancak bunun ekonomik değere dönüştürülmesi için konjonktürün çok uygun olduğunu düşünmüyorum çünkü doğalgaz meselesi bölgede kıyıdaş ve kıyıdaş olmayan ülkelerin işbirliğini tetiklemekten ziyade, onların hali hazırda var olan jeoekonomik- jeopolitik mücadelelerinin ve rekabetlerinin parçası oldu.

-Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerde olan ihtilafın çözümlenebileceğini düşünüyor musunuz?

Bugün genelde Afrodit sahası gibi anlaşma yapılan alanlardan bahsediliyor ama ne bu anlaşma tüm tarafların onayını aldı -özellikle de Türkiye’nin geçiş yolu konusunda onayı yok bilindiği gibi- ne de Lübnan-İsrail ya da başka kıyıdaş ülkeler arasındaki sorunlar giderildi. Ayrıca daha önceki soruda söz konusu olan ABD-Rusya rekabetinin gölgesi de bu mücadelenin üzerine düşüyor. Kısaca daha bölgede doğalgaz pastasının kaç katlı olduğunu görebilmek için gideceğimiz çok yol var. Tabi Arap Baharlarının etkisi Suriye, Libya ve Lübnan için bugün hala çok istikrarsızlaştırıcı. Bu nedenle var olan sorunların çözümü için siyasi iradenin ortaya çıkması çeşitli kıyıdaş ülkeler için çok zor oluyor. Libya, bu açıdan kilit önemde bir ülke ve Ankara bu konuda Türkiye’nin çıkarına bir sonuç elde etmek için çaba göstermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir