‘ Türkiye halkını istemiyorsun, Rumları seviyorsun, Rum’u Türk’e tercih ediyorsun’

ALİ BATURAY, KIBRIS GAZETESİ
Türkiye- Kuzey Kıbrıs ilişkilerinde kaç kez kalbimiz kırıldı? Kaç kez aşağılandık, kaç kez horlandık? Kaç kez kendi ülkemizde “yabancı” pozisyonuna düştük? “Tembel” dediler, “dinsiz” dediler, “paraya doymaz” dediler, “besleme” dediler, “nankör” dediler, “Türkiye’yi sevmez” dediler… Gün geldi bir devlet büyüğü söyledi, gün geldi bir televizyon şovunda söylediler, gün geldi bir büyükelçi, gün geldi bir komutan söyledi… Dediler de dediler…

Yıllardır Türkiye’yi ve Türk insanını sevdiğimizi kanıtlamaya çalışıyoruz, yıllardır bu sınavı vermeye zorluyorlar bizi… Türkiye’deki olumsuz bir duruma değerlendirme yapmanın, siyasileri eleştirmenin “Türkiye sevgisini ortadan kaldırmadığını” anlatamadık bir türlü, yorulduk, takatimiz kalmadı… “Kıbrıs’ta çözüm istiyoruz” diyoruz, “Ha, Türkiye halkını istemiyorsun, Rumları seviyorsun, Rum’u Türk’e tercih ediyorsun” diyorlar… Ne söylesen inandıramazsın ki…

Afrika davasında gördünüz; “basın özgürlüğü” ve “ifade özgürlüğü” talep etmek bile Türkiye düşmanlığı ile eş tutuluyor. “Ne alakası var?” deseniz de anlatamıyorsunuz ki? Türkiye’deki muhalif kişilerle yan yana gelmek, “övmek” demiyorum ha; yan yana gelmek, konuşmak, yemek yemek, fotoğraf çektirmek de “Türkiye düşmanlığı” olarak görülüyor. CHP’li Ekrem İmamoğlu’nu konuk etmek suç oluyor. Neden? O da Türk değil mi, o da Türkiye vatandaşı değil mi? CHP’liyi, İyi Parti’liyi, HDP’liyi sevmek neden suç olsun? Türkiye’yi sevmek yalnızca iktidardakileri sevmekle mi eştir? Gel de izah et, gel de meram anlat…

Kuzey Kıbrıs’ta geçmişte gördük, Türkiye’nin bazı Lefkoşa Büyükelçileri Kıbrıslı Türk siyasilere fırça atar duruma geldi, medyada açıkça eleştiriler yaptı. Yine geçmişte ordunun başındaki komutan başbakanın elini sıkmadı. Geçmişte Gülseren Eğitim Taburu’ndaki törenler, komutanlar tarafından yöneticilere tehdit ve hakaret platformuna dönüştürülüyordu. Çıkın sokağa, “Bu ülkede Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi mi daha yetkilidir, yoksa bu ülkenin cumhurbaşkanı, başbakanı mı?” diye sorun, çok sayıda insan size “büyükelçi” diyecek. Onur kırıcı ama böyle, halk da biliyor gerçek anlamda iplerin kimin elinde olduğunu…

Türkiye’ye aşırı bağımlı olmak, zaman zaman ilişkilerde “kalp kırıcı” durumları ortaya çıkarıyor. Sürekli olarak maddi yardım talebinde bulunmak, Kıbrıslı Türkü hep başı eğik bırakıyor. Bunları takmak, sorun etmek mi lazım, yoksa artık pek dikkate almamak mı? Kanıksamak mı daha iyidir, yoksa sorun etmek mi? Kafanız karıştı değil mi, sıkıldınız, yoruldunuz; aşağıya tükürsen sakal, yukarıya tükürsen bıyık misali…

İşte son olarak Lefkoşa Belediye Başkanı Mehmet Harmancı’nın başına gelenler… Üzülelim mi yoksa “Olur böyle şeyler mi?” diyelim? Karalar giymeye değmez belki ama hiçbir şey olmamış gibi de davranamıyor ki insan… Hala Sultan Camii’nde düzenlenen iftar programına giden Mehmet Harmancı, “protokolde yeriniz yok, yer kalmadı” denilerek geri çevrildi. O yemekte kimler kimler vardı da ev sahibi konumundaki bir belediye başkanına yer yok. Olsa ne olacak, olmasa ne olacak, kime ne faydası dokunacak ama mantalite yanlış… İşin üzüntü verici yanı, bu olayda olduğu gibi birçok kez kendi polisimiz kendi vatandaşının önüne dikiliyor, kendi vatandaşını adeta yok sayıyor. Bu ülkenin polisi, bu ülkenin başkent belediye başkanını tanımıyor, yok sayıyor. Kendi aklıyla mı o polis yapıyor bunu yoksa talimatı mı öyle aldı? Harmancı’nın orada bulunmaması mı istendi?

Kıbrıslı Türk yetkililer, siyasiler, birçok kez böyle zor durumlar yaşadı. Bundan sonra da yaşayacak. Bulunmak istemedikleri yerde mecburen, bulunmak zorunda kalıyor, çağrılması gereken yere çağrılmıyorlar, çağrılıyor, içeri, alınmıyorlar. Her gün sabahtan akşama kadar tartışalım bu konuları. Ne olacak? Hiçbir şey olmayacak. Boşuna zaman harcamış olacağız ve kalbimizin kırıklığıyla kalacağız.

Mevcut sistem devam ettiği sürece bunları yaşayacağız… Bir hükümet Türkiye’den para alamadığı ya almayı beceremediği için bozuluyor, yenisini kuracak olan, “Biz Türkiye’den para istemeyi de almayı da beceririz” diyerek geliyorsa, bizim daha çok kalbimiz kırılır, çok üzülür, çok daha böyle söylenip dururuz…

Kendi kendimize yetmek için çaba sarf etmez ve bu bağımlı halimizin sürmesini istiyorsak, bileceğiz ki elimiz açık “para, para” dediğimiz sürece bunlara katlanacağız, şikayet etmeye hakkımız da olmayacak. Karar sizin, “kalbimiz kırık ama cebimizde para olsun” diyorsanız, boş yere konuşmayalım… Ha fırsat eşitliğinin olmadığı bu ülkede hem kalbi kırık hem de cebi para görmeyen çok sayıda insan olduğunu da hatırlatayım isterseniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir